Rakka Operasyonu başladı . Başbakan Binali Yıldırım, “2 Haziran’ı 3 Haziran’a bağlayan gece daha evvel plan edilen Rakka operasyonu başlatıldı. Bu hususta Amerika Birleşik Devletleri lüzumlu bilgilendirmeyi operasyon evvel yaptı” dedi. Rakka operasyonunda Türkiye’nin, ABD’nin uyguladığı idaresi tasvip etmediğini altını çizen Yıldırım, “Bu hususta her düzeyde rahatsızlığımızı ifade ettik fakat onlar bize, ‘Bunun bir seçim olmadığını, mecburiyet olduğunu ve bu operasyon ardından PYD/YPG ile ilişkilerin uzun süreli devam ettirilmeyeceğini, taktiksel bir iş birliği olduğunu’ ifade ettiler ve bize gereken güvenceleri verdiler. Verilen emniyet ne? Burada kullanılacak silahların daha sonra ülkemizde terör gruplarının eline geçmemesi” değerlendirmelerinde bulundu. Sürecin yakından takip edildiğini bildiren Yıldırım, “Bizim değişikliğe uğramayan bir stratejimiz var, ülkemizi tehdit eden terör kümeleri ister vatan içersinde isterse vatan dışında olsun, adı da ne olursa olsun PKK/PYD/YPG, DEAŞ, DHKP-C, ne kadar teşkilat varsa hepsi bizim amacıyla aynıdır, hedeftir” diye konuştu. Yıldırım, dün Çankaya Köşkü’nde medya temsilcileriyle bir araya geldiği, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un da hazır varolduğu iftarda, ramazan ayının millete, İslam alemine huzur, barış ve kardeşlik getirmesini diledi.   Geçen hafta hayatını kaybeden Yeni Şafak gazetesi yazarı Akif Emre ile damadı doğrulusunda bıçaklanarak öldürülen Yeni Akit gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Kadir Demirel’e Allah’tan rahmet, ailesi ve okurlarına başsağlığı dileyen Yıldırım, “Akif Emre, yalnızca bir yazar değil aynı vakitte kaleminden mazlum coğrafyanın sesini duyuran mühim bir kanaat insanıydı. Kadir Demirel de mesleğine aşık bir insandı. Her ikisinin de mekanı cennet olsun.” şeklinde konuştu.   Medya mensuplarıyla siyasetçilerin kaderlerinin, hayatlarının ve mesailerinin benzer olduğunu ifade eden Yıldırım, “Birbirimize çok gereksinimiz var. Medyasız siyaset, siyasetsiz de medya herhalde düşünülemez.” ifadesini kullandı.   Yazılı, görsel, işitsel medya mecralarının, uzun yıllardır politika alemini vatandaşlara anlatmaya çalıştığını altını çizen Yıldırım, gazetelerin, uzun yıllar etkileşim dünyasının, dünyada ve Türkiye’de amiral gemisi olmayı sürdürdüğünü, daha sonra radyonun ve “ajans dinleme” deyiminin medya literatürüne girdiğini anlattı.   Yıldırım, bugünümüzde ise televizyon, sosyal medya ve internetin, iletişimin en mühim aracı durumuna geldiğine işaret etti.   “Şimdi her hadise anında, saniyelerle duyurulabiliyor.” ifadelerini kullanan Yıldırım bunun siyasetçilerin işini zorlaştırdığını belirtti.   Yıldırım, “Önce bilen biz değil, siz oluyorsunuz. Önce bilince tabii vakanın takdimi, gelişimi, yankıları da ona göre değişik oluyor. Gelişen dünyaya bizim de kendimizi değiştirerek uyarlamamız lazım. Bunu yapmaya çalışıyoruz. 15 sene içersinde siz bizi, biz sizi yakından takip ettik, birbirimizi yakından tarife fırsatımız oldu. Medya sektörünün çalışanlarına, görsel, yazılı medyaya yönelik çoğu meşru planlama yapıldı.” dedi.   “Merak edilecek bir mevzu değil”   Açıklamalarının sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yıldırım, “Yeni dönemde nasıl bir AK Parti göreceğiz? Kabine revizyonu yakın vakitte gündeminizde var mı?” sorusuna, “Burada kabineye girme isteğinde olan var mı? O durumda merak edilecek bir mevzu değil.” karşılığını verdi.  Yıldırım, “Kabine revizyonu önümüzdeki ay içersinde olmayacak gibi mi yoksa yeni bir sürpriz mi yapacaksınız?” sorusu üzerine, “Kabine farklılığı konuşulmaz, bir gün bakarsınız değişmiş.” ifadesini kullandı.   Rakka operasyonu   Rakka operasyonuna dair değerlendirmesi sorulan Yıldırım, “2 Haziran’ı 3 Haziran’a bağlayan gece daha evvel plan edilen Rakka operasyonu başlatıldı. Bu hususta Amerika Birleşik Devletleri lüzumlu bilgilendirmeyi operasyon evvel yaptı.” dedi.   Rakka operasyonunda Türkiye’nin, ABD’nin uyguladığı idaresi tasvip etmediğini, bunun bir sır olmadığını altını çizen Yıldırım, “Bu hususta her düzeyde rahatsızlığımızı ifade ettik fakat onlar bize, ‘Bunun bir seçim olmadığını, mecburiyet olduğunu ve bu operasyon ardından PYD/YPG ile ilişkilerin uzun süreli devam ettirilmeyeceğini, taktiksel bir iş birliği olduğunu’ ifade ettiler ve bize gereken güvenceleri verdiler. Verilen emniyet ne? Burada kullanılacak silahların daha sonra ülkemizde terör gruplarının eline geçmemesi ve terör faaliyetlerinde güvenlik güçlerimize, vatandaşlarımıza karşı kullanılma ihtimalinin doğmaması. Bunu bilhassa takip edeceklerini ifade ettiler.” değerlendirmelerinde bulundu.   Yıldırım, sürecin yakından takip edildiğine, tedbirlerin alındığına ilgi çekerek, şunları söyledi:   “Bizim değişikliğe uğramayan bir stratejimiz var, ülkemizi tehdit eden terör kümeleri ister vatan içersinde isterse vatan dışında olsun, adı da ne olursa olsun PKK/PYD/YPG, DEAŞ, DHKP-C, ne kadar teşkilat varsa hepsi bizim amacıyla aynıdır, hedeftir. Yurt içersinde gerektiğinde vatan dışında, ülkemizin, insanımızın güvenliği amacıyla gereken adımları atmaktan çekinmeyiz, geri durmayız. Bunu geçmişte de yaptık, bundan sonra da icap ederse yaparız.” ifadelerini kullandı.   Şırnak’ta ortaya gelen helikopter kazası   Şırnak’ta ortaya gelen helikopter kazası hatırlatılarak, “Helikopterde engel tarife sistemi niçin tamamlanamadı?” sorusunu şu şekilde yanıtladı:  “Milletçe üzüldük, bu üzüntüyü yalnızca aileler yaşamadı, ulus topyekun yaşadı. Tabii bu kazaların olmaması gerekir. Bu bahsetmiş olduğumuz engel tarife sistemi uzun yıllardır, haklısınız, savunma sanayisinin gündeminde olmuş, birkaç sefer de ihale yapılmış, iptal edilmiş. Bunun sebebi, bürokrasi ve firmaların kendi aralarında sonuca rıza göstermemesinden kaynaklanan anlaşmazlıklar. Bunların hiçbiri bahane olmamalı. Ben Milli Savunma Bakanı’na ‘Gerekirse direkt olarak temin amacıyla bu işi derhal halledin’ dedim. Yani ihale olunca yeniden makul fiyat verdi, vermedi, onlar maalesef bizim kamu mevzuatında süreyi resmen israf eden bir süreç. Birçok işte buna rastlıyoruz. Memur da mevzuata aykırı iş gerçekleştirmekten çekiniyor, bundan dolayı netice da dilenen vakitte elde edilemiyor. Bu tip acil alımlara güvenlik gerekçesiyle muafiyet uygulayacağız ve direkt olarak temin cihetine giderek bunu alacaklar. Bu hususta lüzumlu talimatları verdik.”   “Gündemimizde bedelliyle alakalı bir mevzu yok”   “BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile görüşmenizin sonrasında bedelli askerlik gündeme geldi. Ufukta bu tür bir şey var mı?” sorusu üstüne Yıldırım, “Böyle bir şey yok. Bizim programımızda, Hükümetin gündeminde bedelliyle alakalı bir mevzu yok. Çünkü şu anda terörle amansız bir mücadele içindeyiz. Tüm yoğunluğumuzu, ağırlığımızı bu mevzuya vermiş durumdayız. Sayın Destici, bu tür bir konusu gündeme getirdi, yani ‘Bedelli olsa da bunlardan elde edilen parayı SMA hastalarına getirsek’ diye bir temennisi oldu. Bizim ona karşılık bir cevabımız olmadı.” ifadelerini kullandı.   “Fiili durumun hukuki duruma getirilmesi icap ediyor”   “Zeytinlikler imara açılacak mı?” sorusu üstüne Yıldırım, düzenlenmenin alakalı maddesini okudu.   Düzenlemeye göre, 9 kişilik kurulun makul görmesi üzerine, zeytinlik sahaları ve bu sahalara en az 3 kilometre uzaklıkta kimyasal atık oluşturacak yatırım tesisi yapılamayacağını bildiren Yıldırım, “Alternatif olarak yatırım hedefli bu alanların kullanılması icap ediyorsa bu bir kurul marifetiyle değerlendirilecek, makul görülmesi durumunda de Bakanlığın oluruyla izin verilebilecek. Tabii bununla kalmıyor, burada kullandırılan saha da aynı miktarda yeniden zeytinlik alanına dönüştürülmüş olacak.” ifadelerini kullandı.   Düzenlemenin istismar edilecek bir mevzu olmadığını dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:  “Bazen fiili haller var, önceden zeytinlik alanıymış ama o bölgeye endüstri tesisi yapılmış. O endüstri tesisinin, bir şekilde var olan durumun hukuki duruma getirilmesi icap ediyor. Böyle bir hal olabiliyor. İkinci bir hal de mühim olan ‘Nasıl orman kısmı eksiltilemez?’ Nasıl, orman anayasal emniyet altındaysa zeytinlik kısmı da diğer alanlar ek edilmesi amacıyla eksiltilemez, üstüne konur. O bölge de endüstri içersinde kalmışsa, bundan sonra zeytinlik yapma olanağı yoksa orada sanayinin gereksinimi olan kısmı kullanma olanağı veriliyor, belirli şartların sağlanması durumunda, kurulun makul görmesi durumunda. Bunu ‘Zeytin alanları imara açılıyor’ gibi bir takdim ediyorlar. Bu mutlaka yanlış. Bir algı oluşturulmaya çalışılıyor, bu yanlış. Ben burada daha işin başında bunu düzeltmek isterim.   “Peşin ‘istemezük’ tavrı”   Kaldı ki son 15 senede Türkiye, zeytinlik alanlarda mevcudun üstünde çok çok yeni alanlar oluşturdu. Şu anda Avrupa’da iki numarayız, 2030’da birinci sıraya yükseleceğiz. Yani öyle takdim ediliyor ki sanki zeytinlik alanlarını tarumar etmişiz, yok etmişiz. 2002’ye göre zeytin alanları, zeytin üretimi arttı ve Türkiye, Avrupa’da ikinci sıraya yükseldi. Mesele bundan ibaret. Ülkenin ihtiyaçları, kişisel ilk seçenekleri neyse karar almak, uygulamak, üstün kamu yararını gözetmek ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır. Bu peşin ‘istemezük’ tavrı, bu ülkeye çok şey kaybettirdi. Eğer biz bunlara kulak assaydık bugün dünyanın en büyük havalimanını, köprüleri, yolları, kent hastanelerini yapamazdık. Ne olacaktı? Zaten ülkenin rekabet kuvveti kazanmasını istemeyenler bu alanda önemli algı operasyonu yapıyorlar. Bu oyunlara gelmememiz lazım. Ülkemizi hepimiz seviyoruz. Hiç kimsenin bu ülkenin geleceğini karartmaya, bu ülkenin gençlerinin gereksinimi olan yatırımlara da refahı sağlayacak işlere engel olmaya hakkı yok.”   “Kimse ‘zeytin hamisi’ kesilmesin”   Yıldırım, 2002’de 620 bin hektar olan zeytin üretim alanının, 2017 başında 845 bin hektara yükseldiğine ilgi çekti.   Zeytin ağacı adedinin da 101 milyon 600 binden, 173 milyona yükseldiği belirten Yıldırım, son 15 senede yüzde 70’in üstüne artış yaşandığını vurguladı.  Yıldırım, “Yani kimse ‘zeytin hamisi’ kesilmesin, zeytinlerin sahibi burada.” ifadelerini kullandı.   Zeytinyağı üretiminin de 600 bin tondan 1 milyon 730 bin tona yükseldiğine işaret eden Yıldırım, Türkiye’nin sofralık zeytin üretiminde dünya ikincisi, zeytinyağı üretiminde de dünya beşincisi olduğunu kaydetti. Darbe girişimiyle alakalı yargılanan sanıkların delillere karşın verdikleri ifadelerinin hatırlatılması üstüne Yıldırım, şu değerlendirmede bulundu:  “Ne yaparlarsa yapsınlar. Darbe girişiminde bulundular mı? O uçaklardan bombaları attılar mı? O uçakların kalkması amacıyla talimat verdiler mi? Her şey ortada Türkiye’nin bir hukuk devleti. Biz gazilerimizin, şehit yakınlarımızın isyanını, feveranını anlıyoruz ama onlardan isteğimiz, hukuk devleti içerisinde, ne söylerse söylesinler, darbeyi yapanların bundan sıyrılacaklarını düşünmeleri beyhudedir. Böyle bir şey olamaz. Fakat yarın bir gün ellerine bir koz vermemek gerekiyor. İlk duruşmada söyleyecekleri ne varsa sonuna kadar o hakkı kullanmalarına da hukuk devletinde rıza göstermemiz gerekiyor. Yapılan odur. Önceki ifadesini reddetmesi, inkar etmesi o suçu işlemediği manasına gelmez. Bunu da bilmek lazım.”   Bir basın mensubunun, “FETÖ iddiasıyla uygulanan soruşturmaların Sözcü ve Cumhuriyet gazetesine sıçramış olmasıyla sulandırıldığı yorumları yapılıyor. Türkiye bu tür gazetelere yönelik soruşturmalar nedeniyle vatan dışında çok eleştiriliyor. Gizli, kripto FETÖ’cülerin bu soruşturmaları yaptığı iddia ediliyor. Sizin bu hususta inceleme yapılması talimatınız oldu mu? Size gelen bilgilerde, Sözcü ve Cumhuriyet’e yönelik soruşturmaları yapanların kripto FETÖ’cü olma olsılığı var mı?” sorusu üstüne Yıldırım, gözaltı, tahkîkat ve kovuşturma süreçlerinin yargının işi olduğunu söyledi.   Yıldırım, “Bizim işimiz başımızdan aşkın. Bir de yargının işine burnumuzu sokarsak hem hatalı olur hem de bizim bu tür bir alanımız yok. Hukuk devletinde yetkimiz yok.” dedi.   “Gazetecilerin gözaltına alınması gazetecilik faaliyetiyle alakalı değil”   İşin hangi gaye ile yapıldığının anlaşılması amacıyla dosyaya bakılması gerekliliğini dile getiren Yıldırım, dosyanın görülmeden söyleneceklerin tezvirat olduğuna ilgi çekti.   Yıldırım, “Türkiye’deki gazetecilerin, lüzum yabancı menşeli gazetecilerin gerekse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gazetecilerin gözaltına alınmasının gazetecilik faaliyetiyle alakalı olmadığını biliyoruz. Bize gelen bilgi bu. Bir şekilde terör bağlantılı, FETÖ, bölücü terör olabilir. Bu faaliyetlerle alakalı hukuki işlemler yapılıyor. Ama gazeteci olunca hassasiyet artıyor ve bu tarafı ön plana çıkıyor. Durum böyle.” dedi.   Yabancı gazetecilerin Türkiye’de tutuklandığı, gözaltına alındığı tarafında söylemler olduğunu anımsatan Yıldırım, Türkiye’de sürekli etkinlik gösteren 360’ın üzerinde yabancı basın mensubunun bulunduğunu aktardı.   Başbakan Yıldırım, “Baskı, gözaltı, yıldırma hareketi olsa bu kadar insan burada nasıl etkinlik gösterecek. Ülkemiz ile ilgili çok büyük bir haksızlık. Yurt dışı gezilerimizde de şunlar gündeme getiriliyor. Gazeteci olmak, basın mensubu olmak, suç işleme avantajı ya da muafiyeti sağlamaz. Kanun karşısında herkes eşittir. Yanlış yaptıysa başbakan da olsa, bakan da olsa, yalın bir vatandaş da olsa hesabını verecek. Olayı bu çerçevede değerlendirmek lazım.” diye konuştu.   “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun, başvuruları ne vakit kabul etmeye başlayacağına” yönelik soruya Yıldırım, “Komisyon belirlendi. Yer gereksinimleri vardı o da görüldü. Oranın hazırlıklarını yapıyorlar. Zannediyorum çok kısa sürede başlamış olurlar. İşin hukuki yönü halloldu. Atamalar da yapıldı, isimler de açık oldu. Yerler de tahsis edildi. Bundan ardından onlara bağlı.” yanıtını verdi.   FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in iadesi konusunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretinde gündeme geldiğinin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ziyaret evvel de ABD’de görüşme yaptığının anımsatılması üstüne Yıldırım, o günden bugüne değişik bir gelişmenin bulunmadığını ifade etti.   Başbakan Yıldırım, “Bizim haklı talebimiz, ısrarımız devam ediyor. ABD hukuk düzeneğinin süratli bir şekilde karar vermesini bekliyoruz. Şimdi idare, Amerikan idaresi diyor ki ‘Yargı süreci tamamlanmadan bizim idari bir tasarruf yapmamız söz hususu değil.’ Orada da yargı sürecinin hızlanması tarafında talebimiz var, işi takip ediyoruz. İhtiyaç olan, istedikleri bilgiler, belgeler olunca onları da gönderiyoruz.” verisini paylaştı.   “İkide bir isim, kılık değiştiriyorlar”   Bir basın mensubunun, “PYD/YPG’yi terör teşkilatı kabul ediyoruz. Kırmızı fularlı kız imajı üzerinden, Rakka Operasyonu’nda öldüğü söylenen bir kız var, Gezi’nin fenomeniydi. O kız üzerinden sanki PYD/YPG, cani terör teşkilatı DEAŞ ile mücadele eden cici çocuklar algısı oluşturuluyor. Siz ne düşünüyorsunuz?” ifadeleri üstüne Yıldırım, bu görüşe katıldığını vurgulayarak, sözlerini şu şekilde sürdürdü:   “Bunlar ikide bir isim, kılık değiştiriyorlar. Bunlar dayı-yeğen gibi. Birisi dayıysa öteki yeğeni. PKK, PYD, YPG bu tür bir ilişkileri var. Dolayısıyla eninde sonucunda muhataplarımız bunların birbirinden farkının olmadığını anlayacaklar. Biliyorlar da işlerine gelmiyor diyelim. Bilmemelerine imkân yok ama resmi olarak terör teşkilatı ilan etmediler. İstifade ediyorlar. Amerika’nın işlemiş yönetimden kalan teması gibi bazı ilişkileri var. Biraz daha Türkiye’nin burada enerjisini bu yolda tüketmesi amacıyla bu tür bir tutum içerisindeler. Ama bu tutumun ileride onlara çok büyük maliyeti olacağını eninde sonucunda görecekler.”   “Davaların bir an evvel sonuç vermesini bekliyoruz”   Darbe girişimi davalarıyla alakalı soru üstüne Yıldırım, davalara kendisinin ve AK Parti’lilerin müdahil olduğunu, gelişen zamanlarda daha çok partilinin davaları izlemeye gideceğini bildirdi. Yıldırım, “Ne şov yaparsa yapsınlar Türk adaletinin gereken kararı ve cezayı verecek.” dedi.   Bir gazetecinin, “Pek çok tutuklu var. Bunların arasında Kadri Gürsel ve Mediha Olgun gibi isimler de var ve onların dosyalarının yavaş yürümesi bizim vatan dışında bu meseleyi anlatmak ve netice anlatmakta elimizi oldukça zorluyor. Siyasetin bu hususta yapabileceği bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusu üstüne Yıldırım, yapılması gereken her şeyi yaptıklarını, süreçlerin süratli yürümemesinden kendisinin de şikayetçi olduğunu, bunu daha evvel de dile getirdiğini ifade etti.   Başbakan Yıldırım, “Bombayı atan, ona izni veren, insanları öldürenler, tankları yürütenler, helikopterleri, uçakları alıp götürenler belli. Neyi bekliyoruz? Bu suçüstü halidir. Karar verilmesi gerek. Bu hususta ısrarla her fırsatta yargıya telkinlerimizi iletiyoruz. Yargıya talimat verme imkanımız yok.” görüşünü paylaştı.   Fiziki alan ve hakim ihtiyaçlarının karşılandığını, istinaf mahkemelerinin kurulmasıyla iş yükü konusu ile ilgili rahatlama sağlandığını izah eden Yıldırım, vuruş girişimi davalarıyla alakalı özel düzenlemeler yapıldığını, davaların bir an evvel sonuçlanarak mağduriyetlerin engellenmesini beklediklerini kaydetti.  “ABD’nin PKK’yı terör teşkilatı olmaktan çıkaracağı”na yönelik iddiaların hatırlatılması üstüne Yıldırım, kendilerine ulaşan bu tür bir bilgi olmadığını, bulunduğu vakit değerlendirme yapacaklarını, bu tür bir şeyin olacağını da düşünmediğini bildirdi.   “Önemli olan kalıcı siyasi çözüme ulaşmak”   Yıldırım, Rusya ile savunma alanındaki uyuşma kapsamında S-400 roket savunma sistemi konusu ile ilgili sona gelindiği, sıranın muhabere uçaklarında bulunduğu yönündeki haberlerle alakalı şu değerlendirmelerde bulundu:  “Rusya ile Suriye’de öncelikli olmak üzere savunma iş birliği çalışmalarımız var. Buna İran’ı da dahil etmek lazım. Önemli olan orada kalıcı siyasi bir çözüme ulaşmak. Bunun amacıyla güvenilir bölge oluşturma, uçuşa yasak bölge oluşturma, İdlib’in ve güneyindeki mekanları içine alan bir mutabakat da sağlandı. Buradan gaye İdlib bölgesindeki masum insanları korumak.”   “FETÖ ile PKK’nın vuruş evveli ve ardından irtibat halindeydi”   “Darbe girişimiyle alakalı PKK’ya haber verildiği, 15 Temmuz ardından DEAŞ’la PKK’nın Türkiye’yi parçalayacağı”na dair haberler bulunduğunun hatırlatılması üstüne Yıldırım, FETÖ ile PKK’nın vuruş evveli ve ardından irtibat durumunda olduğunu, DEAŞ’la alakalı bilgi ve belirleme bulunmadığını bildirdi.  Yıldırım, vuruş girişiminden evvel “Saldırıları durdurun” şeklinde talimat sunan PKK’nın, vuruş teşebbüsünün başarısız olmasının sonrasında ise bu talimatı “Atışa devam” diyerek değiştirdiğini söyledi.   “Nihai hedefimiz ilişkilerin düzeltilmesidir”   İncirlik Üssü başta olmak üzere tartışmaların alevlendirildiği, Almanya’nın birtakım çıkışlarının varolduğu ifade edilerek, Türkiye-Almanya ilişkilerinin sorulması üstüne Yıldırım, Almanya ile Türkiye’nin ilişkilerinin bozulmasının en son düşünülecek iş olduğunu, bundan Türkiye’nin de Almanya’nın da zarar göreceğini, bunun kimseye de yarar sağlamayacağını vurguladı. Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:   “Almanya ile anlaşamadığımız konular var. Bu konuların başında, Almanya FETÖ darbecilerine karşı lüzumlu duruşu göstermiyor. İltica taleplerine sıcak yaklaşıyorlar. FETÖ’cülerin vuruş ardından faaliyetlerine gerektiği şekilde müdahale etmiyorlar. Hem de PKK terör teşkilatı yandaşlarının da oradaki faaliyetlerine daha müsamahakar davranıyorlar. Biz de bunu kabul etmiyoruz. ‘Bu, iki müttefik, hem NATO’da hem de tarihsel olarak stratejik ortaklığı tespit edilen iki ülkenin ilişkilerine zarar veriyor, zedeliyor’ diye bunu her platformda Cumhurbaşkanımız, bizler tekrarlıyoruz. Pazartesi Almanya Dışişleri Bakanı gelecek, bu hususları Dışişleri Bakanımızla enine boyuna görüşecekler. Hem bu İncirlik sorunu hem de bizim gündemimizdeki konular görüşülecek. Biz de kendisini kabul edeceğiz. Nihai hedefimiz ilişkilerin düzeltilmesidir.   Genellikle halk oylaması kampanya boyunca gerilen ilişkilerin bundan sonra hem Avrupa Birliği ortaklık sürecinin normalleştirilmesi hem de Almanya ile çift ilişkilerimizin yeniden rayına oturtulması bizim esas düşüncemizdir ama bu tek doğrultulu bir iradeyle olacak bir şey değil. Almanya’nın da bu minvalde hareket etmesi esastır. Ümit ederim ki sağduyu galip gelir. Bizim genel prensibimiz dostlukları artırmak, düşmanlıkları azaltmak. Dış politikada bu yönde de önemli adımlar attık, bundan sonra da ismim atmaya devam edeceğiz. İncirlik ziyaretini de bu çerçevede değerlendireceğiz. Orada bir, iki çekincemiz var. Onları kendileriyle paylaştık. Ona göre bir karar verilecek.”  Yıldırım, bir basın mensubunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Brüksel dönüşünde Almanya Şansölyesi Angela Merkel’e “Siz, İncirlik’i ziyaret edecek siyasetçilerin listesini gönderin. Eğer içlerinde terörist yoksa biz kabul ederiz.” yönündeki açıklamasını anımsatarak, bu tür bir listenin gelip gelmediğine dair sorusu üzerine, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in pazartesi günü yapacağı ziyarette bu konunun da gündem maddelerinden biri olduğunu söyledi.   İncirlik Üssü’nü ziyarete bir teröristin katılmasının katiyen söz hususu olamayacağını altını çizen Yıldırım, “Bu ziyarete katılacaklar arasında ülkemiz aleyhinde keskin faaliyette bulunanlar olabilir. Varsa onlarla alakalı bir çekincemiz var. O değerlendirilecek.” diye konuştu.   Almanya ile ticari temaslar   Başbakan Yıldırım, bir basın mensubunun, “Hükümet olarak Anadolu Ajansı fiyatlarını indirdiniz, teşekkür ediyoruz. RTÜK hisseleri yarı yarıya indirildi. Bir tek TÜRKSAT uydu ücretleri ile alakalı de bir katkınız olursa memnun oluruz, Anadolu medyası adına.” şeklindeki sözleri üzerine, “Merak etmeyin, orada da bir çalışma var. İnşallah orada da kısmi bir iyileşme olacak.” dedi.   Yıldırım, otomotiv yan sanayisinin Almanya’daki markalara da iş yaptığı anımsatılarak, Alman firmalarından söz hususu sanayicilere “Kusura bakmayın sizinle ilişkilerimiz iyi, bugüne kadar sıfır hatayla çalıştık ama bundan sonra, aradaki sıkıntılardan dolayı, birkaç sene çalışamayacağız.” tarafında mektupların gittiğinin vurgulanması ve bununla alakalı Almanya ya da Avrupa ülkeleriyle temasların olup olmadığının sorulması üzerine, şunları kaydetti:  “Tabii ki hükümetler düzeyindeki gerginlik vatandaşlar düzeyine de yansıyor, ister istemez. Orada da bir olumsuz hava oluşuyor ama lüzum Türkiye gerekse Almanya kamuoyunda uygun çoğunluğun arasında bir problem yok. Buradaki gerginlik yapay. Biraz konjonktürel sebeplerden, Almanya tercihleri var, onu etkilediğini düşünüyorum, biraz da bizim kampanya döneminde yaşadıklarımız var ama tüm şunlar ilişkilerimize kalıcı bir hasar vermemeli. Bu kanaat bizde de var, Almanya yönetiminde de var. Dolayısıyla Almanya ile ticari ilişkilerimizin olumsuz yönde etkileneceğini öngörmüyoruz. Yani bunun basit alıncak bir karar olmadığını da biliyoruz. Bundan Almanya da önemli anlamda olumsuz etkilenir. Tabii ki bizim üreticilerimiz de etkilenebilir.”   “Birçok gösterge olumlu yönde gidiyor”   Başbakan Yıldırım, bir basın mensubunun Kredi Garanti Fonu (KGF) ile alakalı olarak pazara önemli bir para çıkışı bulunduğu ama bankaların “Cepte para kalmamasına” dair kaygıları bulunduğunu söyleyerek “Bununla alakalı Merkez Bankası döneme girer mi? Merkez Bankası özel sektör borçlarının hafifletilmesi konusu ile ilgili devrede olabilir mi?” şeklindeki sorusuna karşılık da bankalarla alakalı bir sıkıntının bulunmadığını kaydetti.   Bankaların sermaye yeterlilik oranlarının rekor civarda olduğuna ilgi çeken Yıldırım, “Asıl, KGF teminatlı kredi tüketimi olmasaydı o vakit büyük sorun yaşayacaklardı. Takibe düşen kredilerin miktarı artacaktı, firmalar nakit sıkıntısından batmayla karşı karşıya kalacaklardı. Tüm bu tedbirler alındı ve işler yoluna girdi. Artık önümüzde seçim de yok. Öngörülemeyen bir proses de olmadığı amacıyla rahat rahat uzun vadeli planlarını, yatırımlarını yapabilirler. Birçok gösterge olumlu yönde gidiyor. Dövizle, borsayla alakalı endüstri üretimi artışı, tüketici emniyet endeksi, çoğu gösterge hep lehte.” değerlendirmesini yaptı.   Başbakan Yıldırım, uluslararası değerlendirme kuruluşlarının, IMF’in Türkiye’nin büyüme oranlarını olumlu yönde revize ettiğini anımsatarak, şu ifadeleri kullandı:  “Uluslararası piyasadan da iç piyasadan da olumlu mesajlar geliyor. Nakit, sermaye gereksinimi doğarsa bunun da çözümü var. Merkez Bankası şartlar icap ettirdiği vakit gereken adımları atar. Orada bir tereddüt yok ama diğer tedbirlerimiz de var. Yani lüzum özel sektörün lüzum kamunun borç yükümlülüğünün yerine getirilmesi adına elimizde diğer araçlarımız da var. İhtiyaç olduğunda hepsi ismim ismim döneme girer. Her şey yolunda.”

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here